//
you're reading...
Felsefe Sanat, Felsefi Estetik Dersi, Yazılar

YARGI YETİSİNİN ELEŞTİRİSİ’NİN KANTÇI DÜŞÜNCEDEKİ YERİ KANT-ÜÇ KRİTİK-ESTETİK YARGI

Yargı Yetisi foto

Her zaman merak konusu olmuştur. Nasıl olmuştur da Kant, ömrü boyunca yaşadığı küçük şehir Köningsberg’den (bugünkü Kaliningrad) hiç uzaklaşmamış olmasına rağmen, felsefe tarihinin en önemli filozoflarından biri olmuştur? Gezerek, çok yer görerek, farklı kültürlerle tanışarak felsefe yapmak yerine o, deyim yerindeyse, oturduğu yerden felsefe yapmıştır. Hep söylerim, filozofların düşündükleri, yaptıkları, fiziksel ve duygusal hayatları, yani aslında genel olarak yaşantıları felsefi anlayışlarına yansır. Başka türlüsünün olanaklı olduğunu söylemek biraz zordur. Tam da bu nedenden ötürü, Kant’ın felsefesinin yaşantısıyla son derece uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. Kant’ın tam da amacı, fiziksel, tarihsel, kültürel koşullardan bağımsız ve onların üzerinde bir evrensellikte felsefe yapmak olmuştur.

Kant’ın Birinci Kritik’deki bilimsel belirlenimciliği, İkinci Kritik’deki ahlaki özgürlük alanı ve Üçüncü Kritik’deki güzelin ve sanatsal yaratıcılığın doğasına dair –daha genel söyleyecek olursak yargı gücüne dair- belirlenimleri, sırasıyla, hepimizin aynı dünyada yaşıyor olduğu, hepimizin insan olmanın olanaklarını anlayarak en iyi ahlakı amaç edinmemiz gerektiği ve hepimizin aynı yargı yetilerine sahip olduğumuz gerçeklerini ortaya koymaktadır. Bu anlamda da benim nerede ve hangi zamanda yaşamış olduğumun, açığa çıkartılacak gerçekler üzerinde bir etkisi bulunmamaktadır. Şöyle de söyleyebiliriz: Farklı zamanlarda ve farklı kültürlerde görülen-farklılaşan koşul ve durumların altına bakıldığında değişmeyen gerçeklere ulaşılacaktır. Dışımızdaki yıldızlı gökyüzüne ve içimizdeki ahlak yasasına bakmamız için yaşadığımız şehrin dışına çıkmamız gerekmez. Elbette insan aklının, bu zamansız-zaman içerisinde olmayan gerçekleri bütünüyle bilebilmesi olanaklı değildir. Bununla birlikte yine de, bizim tarafımızdan bütünüyle bilinememelerine rağmen, gerçek denebilecek şeyler olacaksa eğer, bunların değişmez olmaları kaçınılmaz olacaktır.

Deneyimin kendisi bizi değişmeyenin bilgisine götüremeyecektir. Dış dünyanın bilgisine kesin olarak ulaşabilme olanağına kapalıysak eğer, zamansızlığı, zamana bağlı olmayanı, bilebilmemiz için ne yöne bakmamız gerekmektedir?

Düşünmenin/düşüncenin biçimsel yapısı, deneyimden bağımsız olarak bilinebilir.

Saf Aklın Eleştirisi’nde (Birinci Kritik’de), “transendental estetik” bölümünde Kant, zaman ve mekanın saf sezginin a priori formları olduğunu, bu iki formun deneyime uygulanmasına rağmen deneyimden bağımsız olarak bilinebileceğini ve bu ikisinin herkeste aynı olduğunu göstermeye çalıştı. Ben dış dünyada herhangi bir nesneyi algılama deneyimi içerisindeyken örneğin, bu deneyimin benim için belirli bir zaman içerisinde gerçekleşiyor olduğunu ve söz konusu nesnenin de belirli bir mekanda olduğunu söyleyebilirim. Bu deneyimin içeriği herkes için farklıdır. Diğer taraftan, herhangi bir deneyimin oluşabilmesi için kendimde bulduğum zaman ve mekan a priori formları kişiden kişiye değişiklik göstermez. Bu gerçeği bulmasıyla Kant tam da ömrü boyunca yaşadığı yerin dışına çıkmasına gerek olmadığını göstermiştir.

Deneyimde verili ancak deneyimden bağımsız olanı araştıran Kant, dünyayı yorumlarken, hepimizde bulunan yetileri, biçimsel yapıları anlamaya yönelmiş ve bu yorumları, yazdığı üç Kritik ile göstermiştir. Birinci Kritik (Saf Aklın/Arı Usun Eleştirisi), dünyayı bilime ve bilimin temelinde olan mekanik belirlenimciliğe gönderme yaparak yorumlar. İkinci Kritik (Pratik Aklın Eleştirisi), dünyayı ahlaka ve ahlakla birlikte ele alınması gereken teleolojik nedensellik ve özgürlük konularına gönderme yaparak yorumlar.

Bilimsel belirlenimcilik ile ahlaki özgürlük arasındaki gerilim ve bu gerilimin nasıl çözülebileceği Üçüncü Kritik (Yargı Gücünün/Yetisinin Eleştirisi) ile birlikte anlaşılmaya çalışılır.

Fiziki koşullarımızla ahlaki özgürlüğümüzü bağdaştırmaya yönelen konular nelerdir peki? Üçüncü Kritik bir yandan güzelin doğasını araştırırken aynı zamanda da canlı organizmaları ve doğanın erekliliğini araştırır. Kitabın bölümlerine baktığımızda, saf/arı estetik yargıların tümdengelimi, estetik yargı yetisinin diyalektiği, teleolojik yargı yetisinin analitiği ve diyalektiği konularını görürüz. Bu bağlamda kitap ikiye bölünmüştür. Estetik yargı gücünün eleştirisi ve teleolojik (erek yönelimli/amaç belirleyici) yargı gücünün eleştirisi. Bu iki bölüm birlikte doğa ile ahlaki etkinlik alanının yani mekanik işleyişle özgür etkinlik alanının bağdaştırılmasını anlamamıza yardımcı olur (Robert Wicks, 2007, Kant on Judgment, s. 2).

Üçüncü Kritik’in bu iki bölümünün konularının ve teknik terminolojilerinin ayrı olmaları ve özellikle de ikinci bölümün felsefi estetikle olan ilgisinin tam olarak anlaşılamamış olması sonucu Kant yorumcularının geneli Kant’ın estetiğinin anlaşılmasında teleolojik yargı bölümünün anlaşılmasının gerekli olmadığını düşünmüştür. Nitekim, birinci bölümün konuları güzelin doğası, sanatsal yaratım, sanatların bölümleri, güzellik ile ahlak arasındaki ilişki iken, ikinci bölüm bu temalara yabancı olarak, canlı organizmaların mekanik terimlerle anlaşılıp anlaşılamayacağı konusuna eğilir ve beklenmedik bir şekilde de Tanrının varlığı üzerine argümanlarla son bulur (a.g.e., s. 2-3). Bu iki bölümü yani estetik yargı ve teleolojik yargı bölümlerini, birbiriyle ve Kant’ın genel estetik kuramı açısından ilişkili görebilmek için belki de Kant’ın felsefesinin genel biçemini anlamaya gereksinim duyabiliriz.

Kant’ın felsefi düşüncesinde başvurmadan anlayamayacağımız bir gerçek onun Aristoteles mantığına olan bağlılığıdır. Temeli “S, P’dir” olan tümdengelimsel argümantasyonun mantıksal biçimi Kant tarafından sıklıkla kullanılmıştır. Bir özneye/tikele/tekile karşılık gelen “S” yi Kant “sezgi”, genel bir özelliğe/tümele karşılık gelen “P” yi de “kavram” diye adlandırır. Aristoteles mantığının sarsılmaz biçimleri oldukça soyut, duyusal içerikten yoksun ve insanı “rasyonel hayvan” olarak tanımladığımızda her insanda geçerli ve aynı olan biçimlerdir. (a.g.e., s. 5-7).

Aristoteles’in tümdengelimli çıkarım biçeminin yanı sıra Kant felsefi düşüncesinde “transendental” adını verdiği argüman biçemini de merkezcil olarak kullanmıştır. Mantıksal argümantasyonun bu iki farklı biçemini Wicks’in kullandığı örnek üzerinden anlamaya çalışalım. Örneğimiz, “2+2=4” tümcesi olsun. Aristoteles mantığını temel alırsak, argümantasyonun bu biçemi, tümcenin neyi ifade ettiğini belirtir. Buna göre örneğin, “2+2=4” tümcesi, “(1+1)+2=4” tümcesi ve benzerlerini ifade eder. Buna göre tümcede verili olandan ne tür gerektirmeleri çekip çıkartabileceğimizi ya da çözümleyebileceğimizi anlamaya çalışırız. Transendental argümantasyon biçemi ise tümcenin neyi önceden varsaydığını/gerektirdiğini belirtir. Aynı örneği kullanacak olursak, “2+2=4” tümcesinin doğru olması için neyi gerektirdiğini hatta daha temel olarak da, böyle bir tümcenin genel olarak olanaklı olabilmesi için neyi gerektirdiğini sorabiliriz. Buna göre, bir matematiksel dilin varlığını ve her terimin zamana bağlı olarak değişmeyecek belirli bir anlamının olması gerektiğini önceden varsayabiliriz. Bu argümantasyon biçemiyle, sorgusuz olarak bir şekilde açık kabul edilen kimi önvarsayımların kendilerinin neleri önvarsayım olarak kabul ettiği ayırt edilmeye çalışılır (a.g.e., s. 6).

Kant Birinci Kritik’de bilimsel yargıların temellerini, İkinci Kritik’de ahlak yargılarının temellerini, Üçüncü Kritik’de de saf güzellik yargılarının (beğeni yargılarının) temellerini araştırmış, her bir yargı biçiminin temelinde belirli şartlara bağlı olmayacak şekilde soyut mantıksal bir biçimin yattığını göstermeye çalışmıştır. Bu soyut mantıksal biçim kişilerce kabul edilip ona göre eylemde bulunulursa, nerede ve ne zaman yaşadıklarından bağımsız olarak insanlararası uzlaşımı sağlayacaktır. Örneğin Kant, ahlakın temellerinin ortak insan rasyonalitesine gönderme yapılacak şekilde tanımlanabileceğini ve doğru olanı eylemenin esas zemininin zevk peşinden gitmekle ya da kişisel eğilimlerle bir ilgisinin olmadığını keşfetmiştir. Estetik teorisinde de biçimsellik ve soyutlama açısından benzer bir şeyle karşılaşırız. Sadece konu bu sefer saf güzellik yargılarıdır. Bir nesnenin güzel olup olmadığını bir yargı aracılığıyla dile getirmeye çalışırken, dikkatimizin sadece nesnenin biçiminde olması gerekir. Herkeste ortak olan rasyonel yapıların araştırılıp bulunması Kant’ın felsefi başarısı olarak görülebilir (a.g.e., s. 7-8). Aristotelesçi tümdengelimli çıkarım mantığı, transendental argümantasyon biçemi ve Birinci Kritik’de gördüğümüz anlama/anlak kategorilerinin (nitelik-nicelik-bağıntı-modalite) güzel yargısına uygulanışı, estetik yargıların (beğeni yargılarının) hem a priori doğasını/koşullarını ortaya koyar hem de estetiğin özerkliğini oluşturmaya çalışır.

Kant estetik teorisini oluştururken kendisini önceleyen İngiliz ve Alman filozofların görüşlerinden esinlenmiş olsa da, özellikle Üç Kritik ile ilgisi bakımından ele alındığında kendi özgün yerini belirlemiştir. Bu bir felsefi projedir ve bu proje; mekanik, empirik ve olgusal doğa kanunları ile ideal, öznel olarak keşfedilir ve nasıl davranacağımızı buyuran rasyonel ahlak kanununu bağdaştırmanın yolunu aramaktadır. Bu yol –doğa ile ahlakı bağdaştıran yol- bir estetik kuramıdır (a.g.e., s. 14). Yargı Yetisinin Eleştirisi’nin giriş bölümünde (2011, çev. Aziz Yardımlı, s. 49) Kant, bu felsefi projeyi bütünselliği içerisinde bir tablo aracılığıyla göstermeye çalışmıştır:

Kant Üç Kritik tablosu 2

Kant’ın estetik teorisi, Üçüncü Kritik’in teleolojik yargı bölümüne gönderme yapmadan anlaşılabilir. Diğer taraftan, Kant bu ikinci bölümü de diğer iki Kritik’i bütünleyecek şekilde ve ilgisi içerisinde ele almıştır. Kitap yalnızca estetik üzerine yazılmamıştır. Üçüncü Kritik, adı gereği, yargı yetimizle/gücümüzle ilgilidir.

Kuramsal felsefede görülen yasalılık a priori ilkesi ve pratik felsefedeki son erek a priori ilkesi, estetik yargıdaki “ereksiz ereklilik” tartışmasından sonra doğanın ve dünyanın varoluşunun son ereği tartışmasına yol vermiştir. Tanrının varoluşunun tesadüfi olamayacağı ve Tanrının varoluşuna inanmamızın ne anlama geleceği üzerine tanıtlamalarla erek yönelimli/amaç belirleyici yargı gücünün doğasını anlamaya çalışmamızla da son bulur. Özetle söyleyecek olursak, Kant’ın Üçüncü Kritik’i salt bir estetik kitabı olarak değil, diğer iki Kritik ile ilgisi bakımından bütüncül bir şekilde ve yargı yetisi üzerine bir kitap olarak okunmalıdır.

Şimdi bu yazıyı kitaptan bir kaç alıntı ile bitirelim ve herkesi kitabın bütününü okumaya davet edelim.

Kant, “saf estetik yargıların tümdengelimi” kısmında, beğeni yargısının iki özgünlüğünden söz eder. Birincisi şudur: “beğeni yargısı nesnesini hoşlanma açısından sanki nesnelmiş gibi herkesin onayı üzerine bir istem ile belirler.” (a.g.e., s. 146).

İkinci özgünlüğüne göre beğeni yargısı,
“sanki yalnızca öznelmiş gibi, hiçbir biçimde tanıtlama zeminleri yoluyla belirlenebilir değildir…Gerçekte beğeni yargısı her zaman nesne üzerine tekil bir yargı olarak ortaya koyulur. Anlak nesneyi hoşlanma noktasında başkalarının yargısı ile karşılaştırarak bir evrensel yargı oluşturabilir; örneğin, ‘Tüm laleler güzeldir’; ama o zaman bu bir beğeni yargısı değil, bir mantıksal yargıdır ki, bir nesnenin beğeni ile bağıntısını belli bir türdeki şeylerin yüklemi yapar; ama ancak verili tekil bir laleyi güzel bulduğunu, laleden hoşlanmanın evrensel olarak geçerli bulduğumu anlatan yargı beğeni yargısıdır. Bu yargının özgünlüğü şunda yatar: Yalnızca öznel geçerliğinin olmasına karşın, gene de tüm özneler için istemde bulunur –eğer bilgi zemini üzerine dayanan ve bir tanıtlama yoluyla dayatılabilecek nesnel bir yargı olsaydı her zaman yapabilecek olduğu gibi.” (a.g.e., s. 149-150).

Ve son olarak beğeni yargılarının mantıksal yargılardan ayrımı ve benzerliği ile ilgili olarak:
“Beğeni yargısının mantıksal yargıdan ayrımı bu ikincisinin bir tasarımı nesnenin kavramı altına alırken, birincisinin ise onu hiçbir biçimde bir kavram altına almamasından oluşur; çünkü yoksa zorunlu evrensel onay tanıtlama yoluyla dayatılabilecektir. Ama gene de bir evrensellik ve zorunluluk ileri sürmesinde mantıksal yargıya benzer, gerçi bu evrensellik ve zorunluğun nesnenin kavramlarına göre olmamasına ve buna göre salt öznel olmasına karşın.” (a.g.e., s. 152).

Reklamlar

About demet kurtoğlu tasdelen

Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesidir. ODTÜ Felsefe Bölümü mezunudur. Çağdaş/modern/deneysel dans ve yazı yazmak varolma biçimlerindendir. 2013 yılından bu yana gerek derslerde gerek konferanslarda uygulamaya başladığı “Performatif Felsefe” etkinlikleriyle felsefe ve sanatı farklı mekânlarda buluşturmaktadır. Dansı ve hareketi felsefi düşünceleri için bir araç olarak kullanmakta, çalışmalarını “Performans ve Sunum” adı altında katılımcılarla paylaşmaya devam etmektedir. Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde girdiği "Etik", "Felsefi Estetik" ve "Felsefeyle Varolmak" derslerinin yanısıra "Performatif Felsefe" dersini vermekte ve yurt içi ve yurt dışında Performatif Felsefe Workshopları düzenlemektedir. "Değme Noktası. Yaşama Dokunan Konuşmalar" kitabının yazarıdır.

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Blog Stats

  • 61.900 hits

@Demettasdelen

Follow me on Twitter

Reklamlar